CHAMPİON/ŞAMPİYON

Bugün sizlere bir Kore filmi önerisiyle geldim. Hayli zamandır listede olan ama ertelediğim bir aile filmi. Adından da anlaşılacağı üzere, bir şampiyonluk hikayesi. Ama şaşaalandırılmadan, nahif ve umut dolu. Efendim başrolümüz Mark, Amerika’ya evlatlık verilmiş ve –kendi tanımıyla- hayatta iyi yapabildiği tek şey bilek güreşi. Kore’ye yıllar sonra bilek güreşi turnuvalarına –aslında biraz bahis gibi merdiven altı- katılmak için dönüyor. Kore’de bir kız kardeşi ve iki yeğeni olduğunu öğreniyor. İşte nahif hikayemiz de burada başlıyor.

Biraz karakter tahlili yapalım. Mark karakterinde güç ve kuvvetin ön plana çıktığını görüyoruz. Ne duygusal ne de sosyal yönü gelişmiş. Aslında kaba saba tabir ettiğimiz bir tip. Dışarıdan bakanlar kendisini gorile benzetiyor hatta. Hikayesini öğrenince zaten hayatta o şekilde kendi ayaklarının üstünde durduğunu anlıyoruz. Küçükken Amerika’ya evlatlık verilmiş, birkaç yıl sonra ailesi ölmüş ve kendi başına yapayalnız kalmış. Tutunacak tek dalı bilek güreşi olmuş, tahmin edersiniz ki bilek güreşi duygu istemeyen bir güç sporu. Ama ne zamanki yeğenleri ona samçuuunnn (dayı) diye sesleniyorlar, onun elini tutup sevdiklerini söylüyorlar, işte o zaman bu koca adamın kalbine ılık bir şeyler akıyor. İnsan olduğunu, onun da hissedebildiğini hatırlıyor. Aile olabilmenin sıcaklığını tadıyor ilk kez belki de...

Aynı zamanda turnuvalar da devam ediyor. Sürekli kazanıyor tabi bizimki, Şampiyon olacak söz verdi yeğenlerine J Aynı zamanda yanında menejerini de sevdim ben. Hani şeytan tüyü vardır ya bazı insanlarda, o da öyle. İlk başta paraya tamah eden açgözlü bir tipleme olsa da, filmin sonuna doğru o da olması gerekene evriliyor.

menejeriyle zaferden zafere koşarkene

Efendim bu analizler spoilersız olmuyor, buradan sonrası spoiler

Başrol kızı bir dizide izlemiştim ve severek izliyorum halen, gösterişsiz ama ışıltılı. Bu filmde de gayet sevdim, hatta iki çocukla verdiği mücadelede biraz üzüldüm de. Sonuçta dul ve yalnız, dünya da acımasız. Ama Mark’ın gelişiyle bir anda onun dünyası da güzelleşiyor. Güzel bir abi kardeş olmuşlardı. Yalnız, gerçek kız kardeşi olmadığını öğrendiğimde ben de aşırı şaşırdım. Bu büyüyü bozmasalardı mı demedim değil. Ama o kadar güzel akmış ki devamı, hiç mi hiç sırıtmadı hikaye.


Özellikle de final maçı... Defalarca geri sarıp izledim. Aşırı aşırı güzel ve duygusal bir sahneydi. Aslında daha izlemeden, zaten Mark’ın kazanacağını düşünüp senaryoyu bile tahmin ettim. Şimdi kız ve çocuklar gelir, tam kaybetmek üzereyken onlara bir bakış atar ve ailesinden aldığı güçle rakibini yener ve şampiyon olur Aynen de tahmin ettiğim gibi oldu, ama o duygu o kadar bize geçiyor ki  defalarca izlenmeye değer.

Belki de bu umut izletiyordur bize aynı senaryoları tekrar be tekrar. Çünkü bütün hikayeler en dibe vurduktan sonra zirveye çıkar. En saadetli haller, acı felaketler sonucudur. Belki de budur bizi umutlandıran. Düştük mü yeniden kaldıran... Evet, bir film analizinin daha sonuna geldik. Sonrakinde görüşmek üzere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar